23 Kasım 2010 Salı

eh sanırım bu bir veda

burdaki miladımda doldu.
silmiyorum,denedim bir kaç kere ama yaşadıklarını yok sayamıyo insan.
o kadar tanıklık etti saçmada olsa burası çoğu şeye.
artık yeni bir şeyler yaşamak gerek,gitmek gerek.
başka bir yerde başka bir hikayede görüşmek üzere...

22 Kasım 2010 Pazartesi

sıraya dizdin bizi zaman...

la olum daha dün iyiydim , hüzünç çöktü üzerime gene,niye ki onu bile bilmiyorum...



21 Kasım 2010 Pazar

muahahaha :D

hala gülüyorum ya :)
işte hayatın gerçenkleri karı verin la bana!!! :D

20 Kasım 2010 Cumartesi

o yeah :)


wuhuuu @pixie tonight, sabahlar olmasın dıp tıs dıp tıs :D

18 Kasım 2010 Perşembe

bizler iyi insanlarız..


bütün o keşmekeşin içinde,çatal bıçak sesleri,zeki mürenin eski bir şarkısı, çalgıcılar, görmüş geçirmiş amcaların muhabbeti, güzel teyzelerin naif kahkaları, bizim gibi yeni yetme kızlı erkekli grupların sesleri falan fişman...
kafalar bi dünya, masada rakı, midye, kalamar, balık, mezeler, salatalık vs vs..
arkadaş bana dönüp şöle dedi "biz aslında iyi insanlarız genco anladınmı,gerçekten öyleyiz.ve inan sorun işte burda. o yüzden boşver genco. sende iyi bir insan bul."
bunu diyen adamın bankada yüksek mevkide bir işi, biblo gibi bir nişanlısı bir arabası ve bir evi var. ama gözlerinde hala bir şeylerin eksikliğine dair hüzün vardı bunları söylerken."bizi yada karşımızdakini daha iyi yapan nedir peki?" diye sormadım. "doğru diyosun" dedim kanka hadi şerefe!!!
*bu ay merakla beklediğim iki şey var;
birincisi telefon faturam.
ikincisi sen değilsin.
**insan sarhoşken hakkaten sikiyle iş yapıyo. turkcell bir hizmet çıkarmalı ve kafa iyiyken ona buna atılan anlamsız cep mesajlarını sahibine göndermemeli.
evet yapmalı bunu, rezil oluyoruz...

bla bla bla

Her zaman, gerçek bir "hiçkimse" olmaktansa, sahte bile olsa "biri" olmanın daha iyi olacağını düşünmüşümdür...
Tom Ripley

''Uyuyup olduğunuz yer dışında, bambaşka bir yerde uyanırsanız, farklı biri olarak uyanabilir misiniz?''
Dövüş Kulübü

''Gözler Many , onlar asla yalan söylemez''
Scarface/ Yaralı Yüz

Hayatınıza biri girdiğinde bir parçanız "Henüz hazır degilsin" derken..Diğer parçanız "onu sonsuza dek senin yap" der....
Remember me

*bazen öldüğümü ve arafda olduğumu hayal ederim.aslında bütün bu yaşananlar dişçide sıra beklerken arka fonda çalan müzikle veya okunmuş eski dergilerle oyalanmak gibi,hiç bir şey için beklemek gibi.
bu bir filmden replik değil.



15 Kasım 2010 Pazartesi

hımm

*çirkinle çirkinin aşkı çekilmez,güzelle güzelin aşkı sıkıcı,
çirkinle güzelin aşkı ise efsanevi olurmuş.

14 Kasım 2010 Pazar

herkeşi yedim la benjamin

hayatımda ilk defa babama bağırdım sus dedim sen baba! hep annemin yüzünden bıdı bıdı öyle çok konuşuyo ki.arada olan ona oldu.benim çocuğum bana bağırsa ve ben hiç bişe diyemesem oturur kahrımdan ağlardım.babam kredi çekmedim diye de gücenmiş olabilir, küstü gitti halamlara. ulan para aqyim senin. annem herkes bana bağırıyor hep ben suçluyum diyip ağladı gitti dayımlara. ablam zaten kaçtı gitti amerikaya sırf bu keşmekeşden kurtulmak için.iş yerindeki millet zaten kasıntı,zokam hepsine. 3-5 arkadaş vardı hayatımda onlarlada iletişimi kestim. eh geriye bişe kalmadı tabe, bi porno arşivim bi de oyunlarım.ısıtılmış yemeyi yiyip sabahdan beri götümü çaktım oturuyorum pc karşısında. tekrar gitar çalmaya başlıyabilirim yada köprülerden atlıyabilirim,bilemiyorum. ben bunu bi düşüniyim,görüşelim.

*insanları kendimden uzaklaştırma da dünya şampiyonuyum.

**babam harbi küstü gitti bu sefer. heralde daha da gelmez,para kazandım diye götüm kalktı benimde, sıfatıma sıçam.ama napim ulan bende insanım bende sıkıldım. ben yaşamiyimmi hiç bişe?

***artık birilerine ihtiyacım varmı ondan da emin değilim.

**** böle mal mal bakarsın işte ekrana :)

9 Kasım 2010 Salı

...

7 Kasım 2010 Pazar

göbeğimdeki pampık,gözümdeki çapak,burnumdaki tatak

insan buraya niye yazar? yada niye okur. ilgi görmek için mi? bende burdayım ulan beni de duyun demek için mi? yazmak bir nevi mastürbasyon değil mi? okumayın benim atmıklarımı aqyim,bi siktirip gidin.

ne mutlu burada olma ihtiyacı duymayanlara,
burayı hiç ama hiç siklemeyenlere :)

6 Kasım 2010 Cumartesi

siktir olup gitmek



Baby,
It's been a long time coming,
Such a long, long time.
And I can't stop running,
Such a long, long time.
Can you hear my heart beating?
Can you hear that sound?
Cause I can't help thinking
And I won't stop now

And then I looked up at the sun and I could see
Oh, the way that gravity pulls on you and me,
And then I looked up at the sky and saw the sun,
And the way that gravity pushes on everyone,
On everyone.

Baby,
When your wheels stop turning
And you feel let down
And it seems like troubles
have come all around
I can hear your heart beating,
I can hear that sound,
*but* I can't help thinking.
And I won't look now.

And then I looked up at the sun and I could see
Oh, the way that gravity pulls on you and me,
And then I looked up at the sky and saw the sun
And the way that gravity pushes on everyone
On everyone
On everyone

31 Ekim 2010 Pazar

Closer

(I love her because she doesnt need me)

26 Ekim 2010 Salı

kıssadan hisse,kıssadan hisse,cevap ver hisse

*iş yerinden bi arkadaş, kız arkadaşıyla ayrılmış. tuvalette muhabbet ediyoduk. kim ayrıldı dedim. farkedermi dedi, sonuçta bitti. artık her hangi bir şekilde alakam olmuycak onla, en azından eskisi gibi.şeyim elimde öylece işemeye devam ettim.düşüncelere daldım. ne kadar da doğruydu dedikleri. bitince kazanan yada kaybeden yoktu aslında. bitiyodu sadece,olan buydu. way aqyim dedim hakkaten, böyleyken böyledi..
*madonnanın bi filmi vardı bu böle zengin bi hatun herkese her istediğini yaptırıyo gemideler vs. sonra bi elemanla mahsur kalıyolar adada herif bi yerden sonra sikerler diyo veriyo madonnaya ayarı. güç elinden gidince kölesi yapıyodu resmen madonnayı. sonra aşık oluyolardı felan fişman. benim bi patron var sağolsun bu gün bana fırça kayarken o geldi aklıma. ulan bunla böle bi adada yalnız kalsam tutsam kısa sarı saçlarından vursam küçük götüne şaplağı. böle salak bi sırıtış yüzüme yerleşti sonra :)

*birden aşırı neşeli arsız bir mutluluk kaplarken 2dakka sonra en yorgun en bezgin en umursamaz biri oluyorum.neye dalalet bu? yedim iyce kafayı sanırsam.

*sıçacam işinede,sabah karanlıkda kalkıp akşam karanlıkda eve dönmelere,tıklım taşak otobüsünede,iş yerindeki gerzek muhabbetlerede. gün geçsin diye yaşanır mı aqyim ya bune böle. pöff..

*eh artık zamanı geldi,bu kadar yas yeter...




22 Ekim 2010 Cuma

uyku akar gözlerimden,doldururum şişelere.


kendim içmem amma,
satarım meyhaneye.




19 Ekim 2010 Salı

büyük beklentiler,küçük eklentiler

*yatakdan sallandırdığım ayaklarıma bakıyordum.çok istediğim halde yüzüne bakamıyor,bir şeylerin ters gittiğini anlıyordum.biten rüyadan düşerek uyanmak gibi havada asılı kalmıştı sanki herşey.sonra histerik bir halde bana dönüp "şunu bilmeni istiyorum ve şimdi söyliyeceklerimi duyman gerek. madem benimle birlikte olmak istiyorsun beni tanı. ben 2 kere çocuk aldırdım..!." ne dememi bekliyordu ki. Geçmişinin benimle yaşanmadığı için bir hiç olduğunu söylesem gücenek,belkide sünepe olduğumu düşünecek,"böyle bişe kabul edilemez" diyip assam kessem maço tavırlarıyla "ben gidiyorum" desem bana dar görüşlüsün diyecekti. hiç bir şey demedim. diyemedim de açıkcası çünkü gerçekten aklıma hiç bir şey gelmiyordu.ayaklarıma bakmaya devam ettim. orda duran o güzel yaratığın varlığı yüreğimi burkuyordu.benim için o an önemli olan tek şey onunla birlikte olduğumdu. hepsi bu.

*aslında insanı mutsuz eden şey zamanını iyi değerlendiremediğini düşünmek. yani bu hayat benim ve zaman ellerimden akıp giderken, akranlarımın çok şey yaptığını düşünüp kendimin hiç bişe yapamadığını hissetmek gibi. sanki sınavlarda herkes soruları yapıp bitirmişde ben daha kitapcığın yarısına bile gelememişim ,bütün sorularada yanlış cevaplar vermişim gibi. okulu biteremediğim zamanlarda okulu bitirenlere karşı baktığım gıptayla bakıyorum etrafımdakilere. tecrübe etmem gereken pek çok şey var daha,yapmam gerektiğini hissettiğim. bir çok yere gitmeliyim. bir çok kişi beni sevmeli ve ben bir çok kişiyi sevmeliyim. tanımalı tanışmalıyım. ama ben yapamıyorum sanki.hep bir eksiklik duygusu hep bir yarım kalmışlık. gerçi sonra siktir ediyorsun. tembellik bir kere kanına işledimi karda yattığında seni öldüren tatlı uyku gibi güzel geliyor. kimin umrunda diyorsun bi zman sonra,yapanda ölüyor yapmayanda...

*en çok neyi istersin şuan diye sordu. şuan en çok bir kadının sıcaklığını isterdim dedim. o ipeksi teni, etin pempe şefkatini, dişiliğin kokusunu. hafif tüylü bir kukunun sıkılığını ve diri göğüslerin yumuşak baskısını hissetmek isterdim.bir olmak isterdim ve o mükemmel bir kaç saniyelik anın tanıdı çıkarttıkdan sonra yorgun argın yatakda sarılıp sızmayı isterdim dedim.
bir daha görüşmiyelim bile demeden gitti. dürüst olmak çoğu zaman ters tepebiliyor. halbuki onları ne kadar sevdiğimi hiç biri göremiyor. kadınlar,mükemmel yaratıklar...

17 Ekim 2010 Pazar

yeah, it's over now, but I can breathe somehow


When its all gone wrong, it's hard to be so strong

14 Ekim 2010 Perşembe

bilmiyorum,bilemiyorum...

bazen öylece donup kalırım,bu benim lan derim. ofisde masamın başında sallama çayımı bardağa batırıp çıkarırken bunları yapan benim derim. başkalarının gözüne nasıl gözükürüz acaba. başkaları benim gözümde nasılsa bende onlar için öylemiyim ki?etten yapılmış bir öbek. kasap reyonunda duran organik benzerlerimizle aramızdaki tek farkımız kendi başımıza hareket ediyor oluşumuz heralde :)
bir sürü ses telefonlar koşturmacalar falan filan. klavye tıkırtıları,beyaz ekran önünde duran zombiler. nefret edilen işler ama yıllarca sürdürülen rutinler.rutini sürdürmek için para denilen şeye köle olmuş bedenler. tüketmek ,üretmek,hizmet etmek ve tekrar tüketmek,vs vs. sabah durakda
oturan kediyi severken üstüme çıkmasına izin vermem çünkü üzerim tüy olur. otobüs gelir ve binerim. kedi arkamdan mahsunlaşmaz çünkü sikinde değilimdir. onun aradığı yatmak için sıcak bi yerdir. esner ve yatmaya devam eder. işte bu kedi gibi sikimde olmamasını isterdim hiç bişeyin. size muhtaç birileri varsa sorumluluk adı altında bırakıp gidemiyorsanız birilerini eh ozaman sıçıyorsunuz işte. artisliğiniz bi yere kadar sürer. siktir etmişliğiniz haftasonları ile sınırlıdır yada tatillerle. zengin,zeki,güzel yada yakışıklı değilseniz kıvanç duyacak bişeyinizde yoksa yani elinizde işte ozman daha bir çekilmez olur sabah uyanmaları.genemi aqyim demekten bitap düşersiniz.
size akıl verenleri dinlersiniz.hani bir laf varya akvaryumu yazmak akvaryumda yaşamakdan kolaydır diye,işte aynen öyle. hele birde ordaki balığın tersine unutamıyosanız bazı şeyleri akvaryumdan bir an önce dışarı atlayıp hava soluyup boğulmak en iyisi diye düşünebilirsiniz çoğukez. buna cesaretinizde yoktur gerçi. sikko mükemmellikdeki yada öyle zannetikleri hayatlarında sikkodan insanlar arasında öyle sikkodan yaşarsınız sonra. yıllar geçer,kendiniz gibi sikko bir kişi bulup mal mal biraz daha yaşamaya devam edersiniz. kimsede demezki bu kadın yanlış kadın,bu adam yanlış adam,bu iş yanlış iş,bu hayat yanlış hayat,
sen yanlış biri olarak yanlış yerde dünyaya geldin diye...

5 Ekim 2010 Salı

arkanı dönüyorsun

ve usulca kendinden vazgeçiyorsun.



3 Ekim 2010 Pazar

ben insanların iyilik meleğiyim


bugün 12 olmadan yatıcan,söz ver.
söz.
sözmü?
söz.
sözmü dedim?!
söz dedim ya!!
bununla birlikde tam 3 kere söz vermiş oldun,sözünü tut...

*hiç bir zaman tutamadım.
**bi kendine gel genco...

2 Ekim 2010 Cumartesi

tanrım geldim yoktun..

işte ben aşık olunca aynen böyle hissediyorum. yeni bir heyecan, yaşama sevinci, umut.
insan daha başka ne ister ki şu hayattan...


*zaten sanki her baktığım yerde sen,herkes biraz sen.

29 Eylül 2010 Çarşamba

düğünlerde halay başı olurum sevdiceğim

hayat ne entersan aqyim. bigün üzgünsün ertesi gün sikinde değil falan vs vs.
*bir daha votkayla rakıyı karıştırma.
**taharet musluğundan elini yüzünü yıkama
***yatağa kusma
****kayıp arkadaşlarını kızlar tuvaletinde arama
*****içip içip tanımadığın kızların yanında durup foto çektirme.
******sonuncusu iyiydi gerçi yap aqyim möhe :D
*kader kim la? :P

böle bi şarkının böle bi klibi olacağı heç aklıma gelmezdi.

27 Eylül 2010 Pazartesi

kaderle görüşme


bir gün uyandığımda olmak istediğim kişiydim. kendimi tanımaya çalışmıyor, kendimi biliyordum. baş ucumda oturuyordu kader. kararlı bir suratla bakıyordu bana.hiç birşey için yardım etmediğini hissettirse de aslında olmam gereken olmam için uğraştığını farkediyordum.herşey ama herşey benim içinmiş.büyük yollar ,büyük olaylar ve daha da ilginci küçük yollar, küçük olaylar. örümcek ağıyla örülmüş sonsuz döngüdeki olması gereken sinek benmişim. hergün biraz daha sonra biraz daha nasıl yol aldığımı anlatıyordu. hiçlikden geliyor ve hiçliğe doğru emin adımlarla ilerliyordum.
sonra geçmişi gösterdi bana,bugünü ve geleceği. körler ülkesinde bir dilsiz misali,görüp de kimseye söyliyemediğim şeyleri. gerçi söyleyecek kimse olmadığını da bildiğini söyledi gözleri,ama buda olması gereken şeylerden biriydi.
"gurur duyuyorum seninle!" dediğinde biraz gülümsedi sanki. teşekkür beklerken kayıtsızlığım karşısında şaşırıp "üzgünmüsün yoksa ?" diye sordu "hepsi senin içindi halbuki...",
"artık değilim" dedim, "hem olsam da önemli değil ne hissettiğim.okadar uğraşmışsın,vardır elbet bir bildiğin..."

22 Eylül 2010 Çarşamba

Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı,


Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun etme...

18 Eylül 2010 Cumartesi

en sevdiğim sayı, 6 dır 6


hayatın anlamı aslında çok basittir. yemek içmek sıçmak ve sikişmekten ibarettir. ilk 3 ünü gayet güzel yaparsın. 4.cüsünü ise en azından istediğin ve istiyenlerle yapmak istersin. eh bu hüzün ve kederli hallerimin asıl nedeni sonuncusunun istediğim gibi gidemiyor oluşu sanırım.. :P

*kadınlar üzerinize sinmiş yalnızlığın kokusunu alır,alınca da köşe bucak kaçarmış...






17 Eylül 2010 Cuma

kalkda yerine yat


odamı kokutan ekşi şeyin bardağın içinde unuttuğum şeftali çekirdeği olduğunu idrak ettim az önce. annem sabah geliyo. evi temizlemek için son 12 saatim.halbuki ben pisliğimle pekbir mesuddum. yok lan değildim. daha bir hüzünlü yapıyor her tarafın dağınık olması insanı. daha bir bezdiriyor. bezgin olduğun içinde daha bi pis kalsın istiyosun. bölye sürüp gidiyo. neyse sike sike yapıcaz sonuçta. onun harici yılbaşından sonra evlenmeye karar verdim. ama sonra yılbaşına da çok var lan deyip ağırdan almanın daha iyi olacağını düşündüm. ağırdan alıp hafifden satıcam. bide çok uykum var ama uyuyamıyorum gene. sabah durakda bi sincap gördüm zannettim meğersem lağım faresiymiş. uzaktan öyle gözüktü gözüme. möhehe :D

*herşeyimin herşeyle alakasız olduğunu söyledi bugün biri. herşeyin birbiriyle bağlantılı olması gerektiği fikrinin doğrulunu neden kabul edeyim peki?



15 Eylül 2010 Çarşamba

pizza kutularından ev yaptım kendime

şuan şu dakka tanrı içeri girse deseki "kalk lan pezevenk gidiyoruz" bir sny bile düşünmeden, "nere?" diye bile sormadan "hadi gidek aqyim" derim.ama yok bulamıyorum hiç biyerde.ulan allahsız allah, tıktın beni bu bokun içine,kendin gittin aleme dimi.?!!

hergün kendimden daha çok nefret ederek uyanıyorum.

13 Eylül 2010 Pazartesi

We can have some more, Nature is a whore

otobüsde gelirkene önümde ceyran eden bir olay.
kahramanlar;
Hödö Kız:şebnem ferah çakması, kaşarel, bayaa bi topluca.
Hödö Boy: saçlar jöleli,elde cep telefonu uğraşıyo,güneş gözlükleri ray ban
....
HK:nası başarıyosun?
HB:neyi nası başarıyorum?
HK:böyle olmayı.
HB:nasılım ki?
HK:BÖYLE İŞTE!!
HB: :P ??!!
HK:Ya ne kadar pis bir insansın sen. bilmiyomuyum sanıyosun kimle yazıştığını. gene o orospu dimi?
HB:Sanane..?
HK: ne demek sanane ya??!! ben önüme gelene versem sonra sanane desem iyimi olurdu?!!!
HB:senin o koca kıllı götünü kim napsın bee?
Ben:ohaaa!!! :))



12 Eylül 2010 Pazar

falan filan son


bi sen eksiktin kış. daralttın iyice içimi. gündüzler geceye dönmüş.gri basık bir gökyüzü.
nerde ulan bu güneş,nerde benim haplarım...
-*yarın gene iş aqyim ne güzel alışmıştım yatmaya,traş ol banyo yap pöfff.


10 Eylül 2010 Cuma

You Know I'm No Good

öğlen markete gittim bişler almaya yolda ninesiyle küçük bi kız çöpden bişler topluyolardı. o kadar sevimliydiki kız.saçlar sarı gözler masmavi,küçücük eli yüz kir içinde. kendimden utandım poşetler yiycek falan dolu ulan hale bak dedim.kafamı eğip hızlı hızlı geçtim yanlarından. bi yarım saat sonra kader işte kapı çaldı bi baktım bunlar. iyi bayramlar yavrum dedi teyze eski eşyalarınız varmı hiç kullanmadığınız giymediğiniz dur dedim teyze elbise yok ama bekle dedim. cebimdeki son 10 milyonu küçük kızın eline tutuşturdum. yok yanlış anladınız falan dedi teyze, dedim küçüğe harçlık veriyorum ben iyi bayramlar. teyze bir of çekti. sağol evladım dedi sana da. kimbilir ne hikayeleri varki bir parça çocukla utana sıkıla bir kaç parça elbise için kapı kapı gezip,çöplerden karton topluyolar.bizim de dert ettiğimiz şeylere bak. ulan dünya hakkaten adaletin yok ya.aqyim senin...

*bu hatun için ölünür o da ayrı konu :)

6 Eylül 2010 Pazartesi

acımdan ölüyorum bloğ

yemek yapmaya üşendim pizza söyledim gene. ninja kaplumbağa olacam yakında. parada yok kredi kartına devam. eğer bir allah var ise sonumu hayır ede ;P


5 Eylül 2010 Pazar

@loser party


pek fazla atraksiyonlara katılmayan biri olarak dünkü organizasyonun berbat ötesi, iğrenç, saftirik, concik, sıkıcı,vasat, boktan kelimeriyle açıklanacak vaziyette olduğunu söyliyebilirim.bütün loserlar ordaydı la harbi :D roxy deki, adidas star wars partiyi beğenmemiştim ama bunun yanında o efsane kalıyo resmen. afro padavanmı olur ulen. üstüne keten cübbe giyen,çakma pili bitmiş ışın kılıcını alan jedi olmuş. çok iğrençti zaten iyi bişe olsa beleş olmazdı. 3-5 tane şişko toplanıp kendilerine organizasyon yapmışlar. darth vader amcayı getirmişler. herif gelmiş 90 yaşına bian ölecek diye korktum. çok çok kötüydü yane.sıkıntıdan patlamayan varsa rol yapıyodu kesin.kalk dedim kalk gidek burdan. sonra nemi yaptık? gittik pixie ye içtik. gecenin en eğlenceli kısmı oydu bak. Azra Akını gördük ne işi varsa orda :D
hatun harbi sağlammış ama ;)

*Darth Vader beer. may the force be with you...

4 Eylül 2010 Cumartesi

Delicta juventutis meæ

içinde biraz peynir birazda zeytin olan bir buzdolabı durmadan usanmadan niye bunları soğutmaya çalışır. hemde çamaşır makinası sesi çıkartarak.bu sesin ortasında ince bir pike ile uyumaya neden çalışılır peki.nasıl bir oda burası ki olmaması gereken eşyalar burada. bir çamaşır makinası ve buzdolabı. nerdeyim ben? sabah tam durdu diye sevinirken bitmek bilmeyen çan sesi peki?
en iyisi baştan başlamak gerek..
herşey aldığım yeni converselerin ayağımı vurmasıyla başladı. giydiğim için değişmeyeceklerini bile bile bir umut aldığım yere gittim işten sonra. almadılar tabiki. adam pişkin pişkin kalıba koyun bunu dedi. eh peki dedim. bir numara büyük alaydın sende mal diyodu kesin içinden.
küfrederek çıktım. ee şimdi napıcam dedim. bişler yemek için rexin püfesine gittim. tam şinitzelimi söyledimki kuzeni gördüm bağırdım.kız arkı bide onun ev arkı. neyse sonra gittik wafıl yemeye. eve gitmem lazımken hiç gidesim gelmedi. boş beleş sokaklarda takıldık.insanlar yakın davrandıkça böle sevimsiz suratsız ukala tersleyerek konuşup durdum.bu kadar birilerine ihtiyaç duyupda uzakdurmam ne garip.salak aptal anlamsız muhabbetler. zeka özürlü insanlar. içmekden birazcık akıllarından da olan zavallılar. marjinal tipler rockçılar punkçılar emolar.extreme hayatlar.hepsine özenip hayran kalsamda onlar gibi biri olamayıcağımı bildiğimden belkide bu kadar çok ama çok seviyor ,bir okadarda nefret ediyorum.midem bulandı aqyim yapaylıklarından ama aralarında olmakdanda kendimi alamadım. işte bütün
bunların arasında (bu sefer içmedim ama) kalmamam gerekirken onların evde kaldım. sabaha kadar anlamsız saçma sapan bir odada malum buzdolabı sesiyle gözüm açık tavana bakıp sabahı bekledim. yan odada sevgilisiyle yatan kuzenim ve diğer odada almanyadaki sevgilisiyle msnden çetleşen ev arkadaşının sesleri de bana eşlik etti.ve sonra herzman yaptığım şeyi yaptım. kaçtım ve eve geldim...

*the hall da adıma davetiye var, star wars parti için bu gece. iyi bir işin olması bazen işe yarıyo.. 2 kişilikmiş şimdi sorun gelecek birilerini bulmak :)

2 Eylül 2010 Perşembe

drunk like there is no tomorrow


bi yerde bigün ölüp kalıcan annene,babana, ablana acıyorum,yoksa sana acıdığımdan değil. yazık onlara.o çok güvendiğin beynin pelteye döndüğünde, bir sabah uyanacak ve adını bile hatırlayamayacaksın.
iyi gene evin yolunu buldun.

*don't hate yourself bro...

1 Eylül 2010 Çarşamba

All that underneath your skin

** saat sesinden başka birşeyin duyulmadığı mutfakda 1 haftalık yemeği ısıtıp yerken "biri olsa yanımda pek de fena olmazdı" diye düşündüm bian. yalnızlık bi bok değil.

30 Ağustos 2010 Pazartesi

SORUN SENDE DEĞİL BENDE


annemi yolladım şuan uçakta,bir kaç saat sonra panik atak geçirip ölmezze sağ salim iner Katara :)
artık gerisi ablamda.1 ay boyunca all alone... akşam yemeği olarak 1 litre süt ve eti prenses kadar güzel bir seçim olamaz.yarın işe gitmekde olmasa daha iyi olurdu. sanırım benim derdim çalışmak. yoksa bütün işler bi yerde aynı. sabah kalk otobüse bin ofise git otur gel falan filan. miskinlik ruhumda var. akrabalar arkadaşlar insanlar iş güç herkes herşey gereksiz bir lüks sanki. çarşamba nakkaş tepeye restorana gidiyomuşuz şirkette. iftara yemeğiymiş ne iftarıysa artık. gelmiyim dedim ne işim var benim aqyim oralarda.gel lan dediler. berbere gitmem lazım param yok. maaş yatsa keşke. yarın banyo yaparım sabahtan. ütülü gömleklerim ve pantolonumun ömürleri en fazla 1 hafta sonra ne olur bilemem. neyse özetle önümdeki hiçlik günlerini hiçlik yaparak geçirmek için hazırım. belki eve karı falan atarım. bilemiyorum. ahahaha :D
şaka lan ne karısı manyağa bak. ulan ne ibişsin yaa :)

23 Ağustos 2010 Pazartesi

The Drapery Falls


cuma günü serbest kıyafet olmasına rağmen ibiş gibi gömlek kumaş pantolon giyip işe gittim. içeri girince durumu farkettim ama hiç bozuntuya vermedim. oturdum bilgisayarı açtım.ne iş diye soranlara"yaw düğün var oraya gidicemde akşam" dedim. hı dedi herkeş, ama bence yemediler. :P
nası geçicek bugün diye dediğim hergün eninde sonunda geçiyo,aylar su gibi akıyo. annem katara gidiyo ablamın yanına 1 ay yok. ütü mütü yemek falan vs vs. acil bir sevgili yapmam lazım gelsin yemek yapsın. yoksa acımdan ölürüm.evide bok götürür. insanların varlığını yavaş yavaş unutuyorum. onlarda beni unutuyo. şu internette olmasa zaten kimsenin kimseden haberi yok. turkcell bile msj atmıyor artık. inception a gittim güzel film. uzun zamandır izlediğim en iyi filmlerden biriydi. bayadır içkide içmiyorum. en son 1 ay önce emrelerde balkonda rakı içtik. iş ev derken çıkmaya çıkmaya dışarlar gene bi korkutucu gelmeye başladı bana. evime gireyim keyfime bakayım modundayım. annem yok evde. dayımlara çocuk bakmaya gitti. tavuk aldım onu yapayım bare.şimdiden alıştırayım kendimi 1 hafta sonra yok. of napacam hacı ya. nerden bulam ben birini şimdi. tanış, tanı, eve getir. hazır yapılmış sevgili yokmu civar illerde... :)



Please remedy my confusion
And thrust me back to the day
The silence of your seclusion
Brings night into all you say

Pull me down again
And guide me into pain

I'm counting nocturnal hours
Drowned visions in haunted sleep
Faint flickering of your power
Leaks out to show what you keep

Pull me down again
And guide me into...

There is failure inside
This test I can't persist
Kept back by the enigma
No criterias demanded here

Deadly patterns made my wreath
Prosperous in your ways
Pale ghost in the corner
Pouring a caress on your shoulder

Puzzled by shrewd innocence
Runs a thick tide beneath
Ushered into inner graves
Nails bleeding from the struggle

It is the end for the weak at heart always the same
A lullaby for the ones who've lost all reeling inside
My gleaming eye in your necklace reflects stare of primal regrets
You turn your back and you walk away never again

Spiralling to the ground below
Like Autumn leaves left in the wake to fade away
Waking up to your sound again
And lapse into the ways of misery

19 Ağustos 2010 Perşembe

piedra ırmağının kıyısında oturdum,ağladım


film haritası bloğunda gördüm çaldım.
4 nikah bir cenazeden yürek parçalayan bir replik.
oturdum ve ağladım.

Tüm saatleri durdurun, telefonu kesin,
Köpeği havlatmayın arkasında sulu bir kemiğin,
Piyanoları susturun, ve çalarken boğuk sesli davullar
Tabutu çıkarın dışarı, gelsin yas tutanlar.

Uçaklara inleyerek daireler çizdirin göklerde
Yazarken bu haberi, "O öldü." diye,
Siyah fiyonklar takın beyaz boyunlarına güvercinlerin,
Trafik polislerine siyah eldivenler giydirin.

O benim Kuzey'imdi, Güney'imdi, Doğu'mdu ve Batı'mdı,
Çalışma haftam ve Pazar rahatımdı.
Öğlem, gece yarım, konuşmam, şarkım;
Sevgi sonsuza dek sanırdım, yanıldım.

Yıldızlar artık gereksiz, söndürün hepsini
Ay'ı paketleyin, parçalayın Güneş'i
Dökün okyanusu, süpürün ormanı
Artık hiçbir şey güzelleştiremez hayatı.

16 Ağustos 2010 Pazartesi

endoplazmik retikulum


*Tanrım ; değiştirebileceğim şeyler için değiştirme cesareti ver,

değiştiremeyeceğim şeyler için ise kabullenme gücü..

Ve bu ikisi arasındaki farkı anlayabilmek için de bilgelik ver...

..Mr. Brooks.


insanlar etrafında konuşurken, yerken, içerken, çalışırken,yürürken,otururken,bir şeyler anlatırken senin bunların farkında olmadan kendi içinde kaybolup gittiğin anlar olur. zaman çevrende o kadar hızla akar ki,yada sen artık o kadar yavaşsındır ki algılayamazsın. tepki vermek yada vermemek,buna değermi diye düşünmeye de başlıyabiliyor bazen insan.

katatonik hallerimde beni yalnız bırakmayan tauramın hayaline sevgiler.bilki bunları aslında ben hep senin için yazıyorum...

9 Ağustos 2010 Pazartesi

tüfengim elimde

*hepinizi vururum ulen..



5 Ağustos 2010 Perşembe

Dancing with the Bag


doğum günüm diye dün bana süpriz yapıp pasta almışlar. gerçi pek süpriz olmadı çünkü herkese yapılan bişe ama genede bozuntuya vermedim tabi.yalandan da olsa ve herkesin asıl amacının pasta yemek olduğunu bilsemde iyi hissettirdi. sonra bir elin parmaklarını geçmeyen dostlarım ve de ablam aradılar, sağolsunlar. bir yılda daha çürüdüğünü hissetmek ve hala yerinde saydığını bilmek hernekadar iyi bir duygu değilse de bir şekilde ritüellere uymak gerek. kutluyorlarsa bu onların seni sevdiğinden,insan birazcık sabat etmeli. öylede yaptım. ve sonra işe güce devam ettim.

iş çıkışı ,akşam,belkide çok ama çok uzun zaman önce buluşmam gereken kişiyle buluştum. kendime buluşmanın yada o kişinin varlığının herhangi bir ehemmiyeti yokmuş,olmasa da olurmuş gibi hissettirmeye çalışsamda, şuan şu vakit anlıyorum ki sandığımdan çok daha önemliymiş. eğer öyle olmasa onu düşünmez, dün geceki uykusuzluğumun sebebi bu düşünceler olmazdı.
aşık olmanın boktan yanlarından biride;yalnızken hayatta hiç bir amacın, bekletin yokken, birilerinin yaşamına girmesiyle farkında olmadan artık beklentilerinin olduğunu görmendir. hiç bir beklentim yok diyen kişinin yaptığı şey sadece kendi kendini kandırmakdır,telkindir.çünkü hayatında olmayan şeyin varlığını az da olsa ucundan hissetmek, güçlü bir rüzgarın şemsiyeni ters çevirmesi gibidir.
bu andan sonra bir şeyler olur mu olmaz mı bilmiyorum,şuan mevcut olan şey nedir onu da bilmiyorum.az biraz sezinlediğim bir şey varsa ,o da yüzdüğüm bu suların bir kaç kere boğulduğum sulara çok benziyor oluşu...

*Amantes amentes - Aşık olmak deliliktir.

3 Ağustos 2010 Salı

I am Jack's inflamed sense of rejection


yarın doğum günüm diye 25 liralık hediye çeki verdiler şirketten. "genco bey?"diye bir sese karşılık "efendim" dedim insan kaynaklarından gelen huri gibi kıza. "yarınki doğum gününüzü şimdiden kutlar,tebrik ederiz. iyiki doğdunuz" dedi. telefonla görüşüyodum bi tarafdan da "ee,teşekkürler" dedim. sonra zarfı elime tutuşturdu. bi elimde zarf bir elimde telefon öylece kala kaldım. ahizeden "aloov alovv diye yankılanan sese "ben sizi ararım birazdan" dedim. sonra çalıştım çalıştım ve biraz daha çalıştım.sonra akşam oldu eve geldim.

27 yıl 11 ay 30 gün 23 saatir nefes alıp veren, sırf uzayda yer kaplamak için tonlarca besini yakıp enerjiye çevirmiş bir organizma olarak benliğimin ve varlığımın farkındalığıyla diyeceğim şudurki "way aqyim şimdi ne olacak?"

eşşeğin ziki olacak diyişinizi duyar gibiyim ;)




2 Ağustos 2010 Pazartesi

It's Monday Morning

pazartesi yarı uykulu işe giderken radyoda bunu duymak...
bak işte bu hiç olmadı dostum,üzüntülere gark eyledi, sabah sabah hüzünçlendirdi.

olur öyle...




At eight o'clock we said goodbye, that's when I left her house for mine. She said that she'd be staying in - well she had to be at work by nine. So I get home and have a bath, and let an hour or two pass; drifting in front of my TV, when a film comes on that she wants to see.

It's Monday Morning 5:19, and I'm still wondering where she's been, 'cos every time I try to call I just get her machine. And now it's almost six am, and I don't want to try again, 'cos if she's still not back then this must be the end.

At half past two I picture her in the back of someone else's car - he runs his fingers through her hair... Oh you shouldn't let him touch you there!

It's Monday Morning 5:19, and I'm still wondering where she's been, 'cos every time I try to call I just get her machine. And now it's almost six am, and I don't want to try again, 'cos if she's still not back then heaven knows, what then, is this the end?

1 Ağustos 2010 Pazar

bir dilek tut


banliyo trenlerinde banyo olduğunu sanmam gibi yıldızları da karanlık bir örtüden sızan ışıklar zannederdim. yapıcak daha iyi birşey olmadığından sıcak yaz günlerinde kurduğumuz,dedemlerin "çocuktur oynasınlar diyip kimseyi karıştırmadığı bahçedeki çadır evlerimizden kafaları çıkarır bıkmadan usanmadan bu sayısız ışık zerreciklerini seyrederdik. kendi kendime şekiller yaratırdım. işte bir kelebek ve işte bir tava. şurdakileri birleştirince kaplumbağaya benzemedi mi? işte şuradaki bir tavşan ve sağda ki kocaman şişko bir kedi... vs vs...
temmuz sonu ağustos başında astroid kuşağına girildiğinden bir sürü yıldız kayar.yağmur yağar gibi durmadan dökülüp dururlar, aniden parlayıp sönerler...
ve şimdi sende benim gibi boş boş balkonunda oturuyorsan yada yatağının hemen yanından baktığın pencereden gözüküyorsa gökyüzü herşeyi bir kenara bırak. işini,evini,arkadaşlarını,sevgilini,öfkeni, hayal kırıklıklarını,özlemlerini,yalnızlığını unut. yıldızları dinle,kendini dinle..

sonra ilk kayan yıldızla birlikte bir dilek tut,ama kimseye söyleme...

30 Temmuz 2010 Cuma

bones sinking like stones


uykuyla uyanıklık arasında müziğin sesini duyup da rüyalarına girmesi gibi,kalkıp kapatamazsın,ama ne çaldığını da duyamazsın.
ne uyanıksındır ne de tam olarak uyuyorsundur.

***işte benim bütün hayatım...





29 Temmuz 2010 Perşembe

If that a sinner's sigh

hayat umurlarında olmak istediğiniz kişilerin umrunda olmaktır.
sevmesini istediğiniz kişiler tarafından sevilmektir.
hayran kaldığınız kişilerin yanında olabilmektir.
aslında ne kadar mükemmel,ne kadar güzel,ne kadar zeki,ne kadar yetenekli,ne kadar sevilesi birisi olduğunuzu onlara gösterebilmektir.
farkedilebilmek,görülmektir.
bağlanmak ve ölümüne bir sadakat sergilemektir.
ihtiyaç duyulmayı beklemektir.


yemenizin,içmenizin,işe gitmenizin,yeni elbiseler almanızın,saçınızı kestirmenizin,traş olmanızın,faturaları ödemenizin,nefes almanızın,sabahlara uyanmanızın nedeni bu, geceleri uykuya dalarken yarınlar için umut ettiğiniz şey budur.

ve gerisi sadece hikayedir...

25 Temmuz 2010 Pazar

çiçekler açar ve solar,bir taş bunun farkında bile olmaz...


okulumu bitirmekle,yeni bir iş bulmakla, yeni çevre,yeni arkadaşlar,yeniden aşık olmakla herşeyin istediğim gibi olacağını düşünmüştüm. yeni başlangıçlar sıkıldığım yaşamdan uzakta yeni bir hayat. fakat en önemli şeyi unuttuğumun tekrar, tekrar farkına varıyorum. herşeyi değiştirebilirdim hayatımda,ama kendimi değiştiremediğim sürece herşey eskisi gibi oluyor. yeniler eskiyor. hüzün ve keder gene gelip yerleşiyor. anılardan bir hayat, güzel zamanların hayaletlerinin hatırlanması,en boktan durumlar , ayrılıkların- kaybetmenin verdiği siniklik duygusu ve daha pek çok geçmiş zaman halleri. ardımda koyamadıkdan sonra neye yarar ki bütün bunlar.gün geçirmek için geçici küçük zevkler,kendi kendini telkin, kandırma.haftasonu inzivasından,1 haftalık kıytırık paket tatillerden başka bir şey için var olmalı insan. hayatımda zamanında bana değer vermiş insanlara öfke duymak yada yaptıklarımla böbürlenmek bunlar doğru şeyler değil.çamura saplanmış bok böceği gibi çırpınıp durdukça daha da batıyorum.. neyse ne,demem şu ki ne zamanki aynaya baktığımda hem kalbimle hemde zihnimle rahat ederim, o gün gerçekten mutlu olurum heralde. tek istediğim birilerinin beni kurtarmasıydı. şimdi çok ama çok klişe belki,kendimi kurtarabilcek tek kişinin gene sadece ben olduğunu görüyorum...

*adiós, muchachos...

24 Temmuz 2010 Cumartesi

pathetic


ne konuşuyon olum sen kendi kendine. manyakmısın nesin?!!
git bi elini yüzünü yıka hadi bakim...

*aqyim dişim kırıldı yaa

Send Me A Postcard Darling


malafante gibi yazmış durmuşum eski yazılarda. ne bayık be içim kıyıldı. neyse..
şuana kadar çıktığım kızların 2 si hariç diğerlerinin hepsini netten buldum. çoğusuyla buluştuğumun ilk gecesinden seviştim.ve evet hepsine de aslında olmadığım biri gibi gözüktüm.yalanlar ağzımdan dökülmeye başladığı zaman,ben bile bazen onların doğru olduğuna inanıyorum. son zmanlar düşünüyorum da hayatımda birinin olması yada olmaması artık o kadar da önemli değilmiş gibi. birinin yada bir şeyin beni mutlu edebileceğinden şüpheliyim. dışarı çıkmak konserlere gitmek içmek sıçmak sevişmek yeni kız arkadaşlar yapmak sevmek ,sevilmek... herşey boş herşey anlamsız. yakında 29 yaşıma girecek birisi olarak söyleceğim şu ki ne istediğime dair en ufak bir fikrim yok. o yüzden burdan herkese sırayla seslenmek istiyorum...
şafak;düğüne gitmişsin feysde fotolarını gördüm. abiye elbise gayet başarılı olmuş, kilo vermişin kızıl saçda yakışmış on numara hatun
olmuşun. niye ayrıldım senden bilmiyorum, salaklığıma ver....
rana; saçlarını ilk sarıya boyattığın andan itibaren beğenmemiştim. siyah saç sana daha çok yakışıyo,ama sen beğeniyosan sorun yok.yalnız şu kedileri at bitle pireyle uğraşma. suyisayd görllerin canlı versiyonu olarak her zman gönlümde 1 numarasın.
özge; bi yerlerde görürsem seni ibiş gibi kalırım heralde.nerde bir kızıl saçlı hatun görsem sen sanıyorum.küçük beyaz suratını özlüyorum bazen. şişko sevgilinden ayrılırsan beklerim.
selin; sana diycek bişler bulamıyorum,hosteslerin en güzeli. biraz daha büyü ozman evlenme teklifimi yineliycem.
aslı;türbanlı ve seksi sıfatına yakışan biri varsa o da sensin.
fatoş;şişlideki evindemisin hala? nabıyon öldünmü kaldınmı bilmiyorum, lüle lüle saçlarından ince esmer tenli belinden öpüyorum.
berna;nazından usandım dengesizliğinden. iyiki de olmamış.
duygu; çocuk gibi konuşmandan nefret ediyordum. dizilerinlede kafayı bozmuşsun.aczık da oburluğu bırak. ilk sinemaya gittiğimizde mısırı yerken beni de yiyecen diye korktum. bide insanlar konuşurken "de ayrı" diye düzeltmekden vazgeç.
aybike;semirmiş sumocu gibin olmuşun. uğruna fatoşu bırakmıştım insan bi kere verir.
yasemin;bu kadar aptal ve bu kadar çirkin olmana rağmen nasıl kendini mükemmel görüyorsun aklım almıyor. bu arada fenerbahçeli olman bile yeterince ayrılmaya sebepti benim için.
moli;seni kırdığım için özür dilerim. ama bazen gerzek gerzek konuşman beni deli ediyordu. neşe;gelicem bigün izmire söz. hadi ben gelemiyorum bari sen atla gel.
özlem;sevgililler gününde seviştiğim biricik hatuna. yatağın sen kokuyor demiştin. şimdi senin yatağın başkası kokuyordur...
sezen;yarın görüşürüz tabi sabah ayılabilirsen..

*uykum geldi. aklıma gelmeyen, diğer tüm sevdiğim ve sevenlerime,terkettiğim ve terkedenlere en içten dileklerimle...
**sık sık yazın...

21 Temmuz 2010 Çarşamba

karanlıkda bilmeceler


dün gece çok garip bir rüya gördüm. her zamanki gibi sabah çalan telefonumun alarmıyla uyanıyorum. ev sessiz, annem yok. diş macununu traş köpüğü niyetine suratıma sürüp traş oluyor, traş köpüğüylede dişlerimi fırçalıyorum. beyaz gömleğimi ve siyah kravatımı,altıma şortumu takıyorum. asansöre binip inmem gerekirken yukarı çıkıyorum. dış kapıyı kapatırken "sanki herşey ters, her şey biraz garip.." diye söyleniyorum. sokaklar boş, ıssız.çamurlu arsadaki uyuz köpekler, zayıf kediler yok.güvercinler için koydukları ekmek kırıntıları kireç taşlarına dönmüş,su kapları ters çevrilmiş. yürürken ayaklarıma bakıyorum.ayakkabılarım ıslanmış ama yağmur yağmıyor. güneş ve bulutlar yok.sadece gri bir gökyüzü, rahatsız edici bir nem var.durağa gidiyorum. gene kimseler yok, arabalar yok insanlar yok. her gün beraber otobüs beklediğim türbanlı kız,yaşlı baba ve genç oğlu yok. oturuyorum, bekliyorum. kulaklığımı takıp telefonumun radyosundan ayça şen başkanı dinliyim diyorum. parazitten başka bir şey duyulmuyor, kapatıyorum. sonra her sabah bindiğim körüklü yeşil otobüs köşeden gözüküyor. yavaş yavaş gelip önümde duruyor. şöförsüz ve yolcusuz otobüsümün kapıları açılıyor. akbilimi basıyorum ben genede.kontür yok diye inliyor makina. sus diye işaret ediyorum. elimi cebime atiyorum ortası kare şeklinde delik bakır paralardan atiyorum üstüne, susuyor. ilerliyorum,bom boş otobüsde en arkanın bir önündeki herzmanki yerime oturuyorum. her sabah göz göze geldiğim balık etli kadın yok. poşetli teyze yok. gözlüklü hep terleyen amca yok. kömür gibi kokan eleman yok. 3 kişinin iriliğindeki şişko çocuk yok, yüzü Jay Leno ya benzeyen hafif toplu kızda yok. kimse yok..
kitabımı açıyorum. harfler karmakarışık hiç bir şey okuyamıyorum. bu bir rüya diyorum kendi kendime. ve sonra otobüs hareket ediyor.körüklerdeki desenlerin bizim banyodaki duş perdesinin desenleriyle aynı olduğunu farkediyorum. yollarda döne döne gidiyoruz. her durakda duruyoruz kapılar açılıyor,kapılar kapanıyor. gene kimse yok. yollar caddeler heryer sessiz,heryer boş. binaların duvarlarında,üst geçitlerde,duraklarda,ilan tabelelarında arkası dönük birinin resmi var.takım elbise var sanki üzerinde.yorgun hissediyorum birden. kafamı soğuk cama yaslıyorum, uyuyorum. uyandığımda kendimi herzaman ki durağımda inerken görüyorum.Elimde poşetim, hızlı hızlı üstgeçitin merdivenlerini çıkışımı izliyorum. ve sonra kapılar tekrar kapanıyor ,otobüs devam ediyor. önüme dönüyorum. arkada kalan ve gittikçe silikleşip kaybolan beni çokdan unutuyorum...

*biri öldüğü zaman ben onun hala bir yerlerde yaşadığını düşlerim..

18 Temmuz 2010 Pazar

imansız konseri


uzun zamandır yapmadığım bir şey yapdım. dışarı çıktım. faithless konserine gittik. aslında alakam yokda işte sırf gitmek için gitmiş oldum.içeri girmeden önce bir güzelde içtik. beynimi dışarda koyup sallana sallana içeri girdim. bütün ekstrem tipler toplanmıştı.böyle konser ortamalarında ses bazen okdar yüksek oluyorki insan kendisini herşeyin merkezi sanıyor.gürültüden kabız bile olabilirsin hatta.çevreyle bağın kesiliyor belli belirsiz görüntüler sadece,oha kıza bak, oha tipe bak oha karının götüne bak dövmeye bak saça bak falan filan fişmekan vs vs.kafan bi otarafa bi bu tarafa dönüp duruyo. ses ve görüntü bombardımanı. üstüne birde kanındaki alkol eklenince oluyorsun yılbaşı agacı gibi,evet öle. biz gittiğimizde bedük başlamıştı ama kimse sallamıyodu. bide takım giymiş o sıcakda. portakallı tekillalarımızı aldık bide onu çaktık. sonra faithless
çıktı hede höde türk usulü çoştuk. çoğu kimse eminimki doğru düzgün şarkısını bilmiyodu, ben de onlara dahilim. önümde lezbiyen bi çif kavga etti,arkamdaki apaçiler o kadar sarhoştuki yere yuvarlandılar. yanımdada biri artık ne içiyosa benim kafa iyi oldu,ne otmuş be coni. birileri yanınızda wouw diyip çoşmaya zıplamaya başlayınca sizde bi bakıyosunuzki zıplıyosunuz :) ses yükseldikçe anlamsız bir sırıtış yerleşiyo suratınıza. öle böle derken 12 olmadan bitti sonra. millet öle göt gibi kaldı. gerçi bana yetti. taşan pisuvarların önünde işemeyi bekliyen gözleri kan çanağına dönmüş milletle beraber sıramı bekledim.ondan sonra o halde 5 kişi bi takside kadıköye livaneye gittik içtik. tansiyon ilaçları ve içki karaciğeri nede güzel zorladı. bide orda bişe dikkatimi çekti o kafayla, ingiliz krolar ve onlara yavşıyan türk hatunlar.bi bildikleri var diyip geçiyorum artık,önüme bakıyorum ve biramı içiyorum. sorarlarsa konsere gittin mi gittim. havamı da atarım. çok sosyalim her ortamda varım,marjinalim ,hiç birşeyden geri kalmiyim.i am the one...
*yarın iş var,gene ve gene.sıcak,sıkıntı.öf aqyim..

2 Temmuz 2010 Cuma

çünkü ben bir apaçiyim


havalar şimdi böle bi sıcak falan oluyo ya işte ozman insan oğlu bi manikliyomuş. bir böle yalandan enerjik hissetmeler bir delilik halleri. evek banada oluyor. götüm başım hep terliyor otobüsde, iş yerinde,markete giderken.böyle sıcak olmaz olsun diyorum.o kadar yoruluyorum günde 2-3 saat anca uyuyabiliyorum.acayip acayip şeyler dinmliyorum bide üstelik seviyorum :D bi daralıyorum. sonra bazende misal hava kapalı oluyo yatakdan kalkasım gelmiyo depresifleşiyorum. bi kaç gündür fena değilim sanki. berbere gidecektim salla dedim ne gidecem,ne için kim için gidecem dedim. kime beğendirecem kendimi. koy götüne rahvan gitsin dedim. millet tatile gidiyo bize izin yok kös kös gidip gelecez,işimize gücümüze bakacaz. massive konserine giderim belki. kader kısmet işleri hep bunlar.

birazda yerel haber verelim.ocak yada şubat ayında falan sanırım bi kız arkım vardı dün msnden yazdı bi kitap vermişti bu bana,taşınıyomuş da onu alaymış.:) götümlen güldüm ilk o ne la dedim bunca zaman aklına gelmedi de şimdi mi geldi. hadi onu geç taşınmasıyla kitabın bağlantısı ne onu da anlamadım. kitap evin mihenk taşımı olcak yokse,onsuz taşınıyamıyorum olmuyor gibilerinden :D neyse oke dedim getirem nere nezman felan. işten sonra bide kediköye inecem bu sıcakda.nası olacak acaba ahanda kitabın hadi güle güle mi diycem.nabıyon ne ediyon falan derim belki.böle terkedilince birinde eşyan kalınca istemek çok boktan bişe aslında.gerçi insan elinden bişe gelmeyince aklı sıra cezalandırmak için böle bişler yapabiliyo. madem sevmedin ver sende kalan, benim olanları.yada belki de hakkaten seviyodur kitabı,ben çokdan zikinde değilimdir artık. bende kendi kafamdan kuruyom işte. gene de bir özür borçluyum heralde. şundan olmadı, bundan olmadı diyim. bana iyi davranan değilde pislik gibi davrananlar ilgimi çekiyo diyim. çünkü ben bir apaçiyim diyim. yada bişe demiyim. tişört falan bakarım, içmeye giderim. öyle...

*yarım karpuzu yedim kaşıkla,fütursuzca...

27 Haziran 2010 Pazar

fırsat buldukça seviyorum


ne yaptıkların,ne yapacakların, ne düşündüklerin,ne olmasını dilediklerin...şu hayatta aslında ne yaşaman gerekiyorsa yaşadığın yada yaşayacağın o.olanların- olmuşların haricinde,kendinin sandığın fikirlerin, isteklerin üzerinde bile en ufak bir hükmün yok. aldığın kararların, başına gelen olayların her biri bir tesadüf, bir oyun, hayat bir oyun. ozaman söylermisin düşünmek,tasalanmak niye? herkesin ve herşeyin canı cehenneme. salla dostum,siktir et. hadi gidip içelim,güzel bir sevgili düşliyelim, falan filan...


*sen seçmesen de bazen bazı şeyler seni seçer.

24 Haziran 2010 Perşembe

Kafama bir silah dayayın ve duvarları beynimle boyayın


ulan bi mahkemeye verilmediğim kalmıştı.zaten bir şeyler iyi gitse şaşardım.o değil niye mahkemeye verildiğimi de bilmiyorum. kredi borcundan mı acaba? izmitteki aidat borcu desen onu ödedim bitti. neyse yarın ariyip sorayım adliyeyi neymiş. temmuzun 30 unda duruşmaya çağırmışlar,bide işin yoksa bunla uğraş şimdi öff ya. annem zaten ortalığı velveleye verdi hemen. ne borcu niye öyle yaptın niye ettin. sanki keyfimden yaptım, para yok pul yokdu neyle okuduk. bide üstelik bugün mağaza toplantısı vardı.9 da bi girdik 4 buçukda çıktık. sonra bide rapor yaz. tam beynim sikildi,başımın ağrısından ölüyorum. bune ulan dedim napıyorum ben.siktiri boktan insanlarla siktiri boktan işlerle yalandan uğraş dur.başkasının sorumluluğu olmasa üstümde 10 kere kaçıp gitmiştim bi yerlere. ama annem babam soğulsun ki koca bir yük bıraktılar sırtıma. sağolun. kendimden başka herkes için yaşıyorum.

*çok daraldım çok...

23 Haziran 2010 Çarşamba

blü hotel

bi yerlere gidip bi yerlerde kalasım var.
kim gelir benle?

22 Haziran 2010 Salı

mozart öldüğünde çok hüzünçlenmiştim


keşke insanların aklından geçenleri bilebilseydim. keşke ne yapmam yada ne yapmamam gerektiğini görebilseydim. kalmalı mı gitmeli kestirebilseydim. yanlışı mı doğruyumu seçtiğimi hissedebilseydim. bana mı öyle geliyor yoksa hergün hayat daha mı bi çekilmez oluyor.artık daha mı çok nefret ediyorum, yoksa daha mı çok seviyorum, hergün biraz daha mı kopuyorum, yoksa biraz daha mı bağlanıyorum, anlamadım.
ne yapıyorum ben,harbi ne bu??!!

**her gece ölüyor, her sabah yeniden doğuyordum...

20 Haziran 2010 Pazar

ben küçükken annem beni terlikle döverdi


bugün nerdeyse 2 senedir görüşmediğim ama 6 sene boyunca her allahın günü görüştüğüm anamdan babamdan çok gördüğüm arkdaşlarımla görüştüm. hiç bişe değişmemiş gibi caddede gezdik güldük eğlendik kağıt oynadık "way be ne karılar var" dedik. içtik sıçtık vs vs :) deniz nişanlanmış,hakan ilaç mümessili olmuş araba vermişler- sağolsun eve bıraktı-selçuk dubayiden dönmüş,seras yeni işe girmiş,kız terketmiş 1 senedir bunalımdaymış,erselde iyiydi kendine gelmiş gibiydi.falan filan.önce bi dediler nerdesin la öldü biliyoduk seni diye ama sonra yada gel lan tamam dediler. kilo almışın dediler. göt göbek yapmışın he öle oldu dedim. işi sordular, okulu, releyşın şipleri vs vs. onlar sordu ben anlattım,ben sordum onlar anlattı. başım ağrıdı biraz güneşin altında dolaşmakdan kalabalıkdan insanlardan. ama iyiydi gene,evet iyiydi. sosyalleşmek güzel bişe. tıka basa dolu havelka, benzin ,tiki gençlik, yarura hatunlar, şampiyonlar liginde gibi hissettim bian kendimi. ben bayadır dışarı çıkmıyomuşum. hepsi aynı gün bünyeye girince 1 aylık anı depom doldu sanki.eh buda bi 3 ay daha yeter bana.

* insan kendine kısıtlar koymamalı,bir şeyleri yapmak/yapmamak için zorlamamalı.ya yürekten geldiği için bırakmalı yada artık uğraşmakdan sıkıldığı için başlamalı...

16 Haziran 2010 Çarşamba

bugün gri kravatımı taktım,sırf senin için


uzun zamandır yapmadığım pek çok şeyi özledim. bira içmeyi sarhoş olmayı özledim. korkmadan düşünmeden yaşamayı özledim. tek derdimin veremediğim derslerim olmasını özledim. birilerini özlememeyi özledim. paşabahçedeki siktiri boktan ama rahat işimi özledim. kargayı, kadıköy sokaklarında içtiğim günleri özledim.ortayaşa girmeden ortayaş bunalımına girdim. noluyo böle ya. yüzmeye gitsem. terapiste gitsem. bana ilaçlar yazsa. mutlu olsam öyle hissetsem.bir şeyler yapmak için içimden bir şeyler gelse.hoho hihi gülerken böle harbiden gülsem. öf aqyim öf yaa... yapımda ve yayında emeği geçen herkeşe kucak dolusu sevgiler. ne depresyonmuş bi girdim yıllardır çıkmak bilemedim aqyim... :P

*konsere gidek mi?? genç kızlar bana meyil atsın :)

14 Haziran 2010 Pazartesi

bugün 14 haziran 2010, günlerden pazartesi...

ışığa giden güveler gibi,kısacık ömründe neyi niçin yaptığını bilmeden yaşıyorsun.hergün bir şeylere dönüşüyorsun. bir gün önceki sen, sen değil artık. ve sonra, sonrası yok işte ölüp gidiyorsun..

*hayatı dilediği gibi yaşayabilenlere içten içe kin duyarım.

10 Haziran 2010 Perşembe

ölüm bizi ayırana dek...


aslında çoğu zaman gerek kalmaz ölüme ayrılıklar için.çünkü kendi biter,herşey eninde sonunda, sona erer..
gidenler için kızgınlık duymuyorum artık,gücenmiyorumda.daha iyi anlıyorum şimdi.çok özlüyorum çok hüzünleniyorum belki ama elden ne gelir ki,zorla kimi tutabildim ki ben durayım şimdi? sevdiğini sanıp da sevmediğini anlamak ne acı.şimdi nasıl diyeyim ki pardon sevdiğimi sandım ama sevmiyormuşum. denedim ama hissedemiyormuşum. olurmuşmuş öyle desem neder ki bana? ordan oraya yuvarlanan bir bok çuvalıyım ben.

*bir gün uyusam, hiç uyanmasam...

8 Haziran 2010 Salı

sen hiç dans ettin mi sevgilinle?

sanamı kaldı ulan sevgi aşk meşk? ne malafante adamsın ya.
*yada tamam lan sabahları kalk gene.bugün olmadı, yarın olur belki...

7 Haziran 2010 Pazartesi

yosma

çok kıskanıyorum lan. napiim elimden başka bi sik gelmiyo ki. heveslendirip de siktir olup gidenlerin mine koyim. yapmayın böyle, üzülüyoruz...

*tüm yosmalara gelsin... :)

4 Haziran 2010 Cuma

Ah! Sen, beni kelime oyunlarına mecbur edensin.


Bir şeyler kırılıyordu, bir şeyler kırıldı. Kendini-nasıl demeli?- dayanıklı hissetmiyorsun artık: Sana bugüne kadar güç veren-öyle sanıyordun, öyle sanıyorsun-, yüreğini ısıtan şey, varoluş duygun, neredeyse önemli olduğun duygusu, dünyaya bağlanma, dünyada kalma duygusu eksikliğini hissettirmeye başlıyor. (...) Keşke insan türüne ait olmak, o dayanılmaz ve sağır edici gürültüyü de beraberinde getirmeseydi; keşke hayvanlar aleminden çıkip aşılan o birkaç gülünç adımın bedeli, sözcüklerin, büyük tasarıların, büyük atılımların o dinmek bilmeyen hazımsızlığı olmasaydı! Karşı karşıya getirilebilen basparmaklara, iki ayak üstünde duruşa, omuzlar üzerinde başın yarım dönüşüne fazla ağır bir bedel bu. Yaşam denen bu kazan, bu fırın, bu ızgara, bu milyarlarca uyarı, kışkırtma, tembih, coşkunluk, bu bitmek bilmeyen baskı ortamı, bu sonsuz üretme, ezme, yutma, engelleri aşma, durmadan ve yeniden baştan başlama makinesi, senin değersiz varoluşunun her gününü, her saatini yönetmek isteyen bu yumuşak dehşet.’

Fazla ağır olduğunu düşündüğün bu bedeli ödemek istemiyorsun artık. Bu yumuşak dehşetin baskısına daha fazla karşı koyamıyorsun. Kendinden usulca vazgeçiyorsun. Kendinden, bilincinden, epey bir zaman dünyanın merkezi olduğunu varsaydığın konumundan el çekiyorsun. Dünyanın selameti için vazgeçilmez bir unsur değilsin. ‘Yaratılmışların en şereflisi’ olmadığını biliyorsun artık. Bu çılgın hızdan, bu çılgın hızın senden bağımsız olarak almış olduğu gidişattan korkuyorsun. Korku tüm hücrelerini ele geçiriyor. İçinde, kanına kardeş dolaşan bir şey oluyor korku. Yapacak tek bir şey kalıyor senin için: yenilgiyi kabul etmek. Kabul ediyorsun. Dünya üzerindeki yerini, konumunu, koordinatlarını tekrar belirliyorsun. Mağlupların sinikliği var üzerinde. Kaybetmişlerin çaresizliği. Her yanına sinmiş çıkışsızlığın ağır kokusu. Dünya senin etrafında dönmüyor artık.

Modern yaşamın sorunlarına çözüm bulan bir çok ‘Şey’in var. Kanepe sorununu çözdüğünü düşünüyorsun. Oldukça saygın bir gardırobun var. Kaliteli bir müzik setine sahipsin. Yin Yang desenli kahve sehpan oturma odana ihtiyacı olan farklılığı getirdi. Ne tür bir yemek takımının kişiliğini yansıtacağını biliyorsun. Eve kızgın ve sıkıntılı geldiğin zamanlarda daireni temizliyorsun. İskandinav mobilyalarını cilalıyorsun. ‘Şeyler’le tam olarak çevrilebilmen için az kaldı. Yakında tamamlanacaksın. Bir süre sonra hayatta kalma oranın sıfıra inecek ama sen o an gelinceye kadar satın almaya devam edeceksin.

‘Şeyler’in etrafında kalabalık oluşturduğu bir merkezsin sen.

‘Şeyler’ dünyasına bağımlısın. O güler yüzünün yansıyacağı parlak ‘Şeyler’e ihtiyacın var. Boşluğa, tamamlanmamışlığa tahammülün yok. Sen eşya katalogu muptelasısın. Telefonla sipariş dünyasının bir parçası. Kablolu her oyunda(fax, lap-top, telefon...) oynamak isteyen bir gönüllüsün. Sen bir ölüsün. Sen insanı öldürürsün. SÜN. SÜN. Sünepesin. Süngersin. ‘Şeyler’i emen emen emen ve ‘Şeyler’ tarafından emilen doymak bilmez bir süngersin. Sürgündesin. ‘Şeyler’in soğuk ve ele geçirici dünyasının sayısız sürgününden birisisin. Sürgünlüğünü seçme özgürlüğü zanneden bir süzmesin. Ah! Sen, beni kelime oyunlarına mecbur edensin.

Efendisin. Kölesin. Bir çok ‘Şey’e sahip olan bir efendisin. Sahip olduklarının sonunda sana sahip olduğu bir kölesin.

chuck palahniuk

*sevmiyorsan vede sevilmiyorsan herşey boş, herşey anlamsız...

31 Mayıs 2010 Pazartesi

üzgün adam

üzgün bir adam varmış. o kadar üzülür okadar üzülürmüş ki üzüldüğüne bile üzülürmüş. kimseyle konuşmak istemezmiş. iş yerinde üzgün yolda üzgün evde bile üzgünmüş. arkadaşlarının arasında üzgün ailesinin yanında üzgünmüş.dünyanın en kederli en mutsuz insanıymış. sonra bir sabah uyanmış ve neden üzgün olduğunu unuttuğunu farketmiş.üzüntüsü mü onu, omu üzüntüsünü var etmiş bilememiş...

27 Mayıs 2010 Perşembe

ben insanlara duymak istedikleri şeyleri söylerim

HBA paylaşmış hoşuma gitti.
yarın takım giymek zorunda değilim.
yollar kalabalık olmasın.
bide hava çok sıcak olmasın.
iş güç de pek yoğun olmazsa sevinirim.



Drink up baby down
Are you in or are you out?
Leave your things behind
'Cause it's all going off without you
Excuse me, too busy, oh writing your tragedy
These mishaps you bubble wrap
When you've no idea what you're like

So let go(so let go), jump in
Oh well, whatcha waiting for?
It's alright
'Cause there's beauty in the breakdown
So let go(oh let go), just get in
Oh, it's so amazing here
It's alright
'Cause there's beauty in the breakdown

It gains the more it gives
And then it rises with the fall
So hand me that remote
Can't you see that all that stuff's a sideshow?
Such boundless pleasure
We've no time for later now
You can't await your own arrival
You've 20 seconds to comply

So let go(so let go), jump in
Oh well, whatcha waiting for?
It's alright
'Cause there's beauty in the breakdown
So let go(yeah let go), just get in
Oh, it's so amazing here
It's alright
'Cause there's beauty in the breakdown

Hang your head your head High
Hang your head your head mm hey-yeah-yay
Hang your head your head High
Hang your head your head mm hey-yeah-yay

So let go, jump in
Oh well, whatcha waiting for?
It's alright
'Cause there's beauty in the breakdown
So let go,(Oo let go), just get in
Oh, it's so amazing here
It's alright
'Cause there's beauty in the breakdown

Mmm Breakdown,
Cause There's beauty in the breakdown
Mmm hey-yeah-yay Breakdown, So amazing here.
Cause there's beauty in the breakdown!

25 Mayıs 2010 Salı

hödö


bugün o kadar yorgundum o kadar yorgundum ki o kadar yorgundum yane.
keşke beni neşelendirecek bir şey bulsam,sabahları uyanmamın bir anlamı olsa.günaydın diyenlere gülümseyip günaydın diyebilsem. akşam sevinçle eve dönsem. haftasonuna az kaldı diye sevinsem.deli bir sevgilim olsa, arasam "naber? hadi bana herşeyi anlat" desem, falan filan...



I've had enough
of this parade
I'm thinking of
the words to say
We open up
unfinished parts
Broken up
it's only love

And when I see you then I know
it will be next to me
And when I need you then I know
you will be there with me
I'll never leave you

Just need to get closer, closer
Lean on me now
Lean on me now
Closer, closer
Lean on me now
Lean on me now

Keep waking up (waking up)
without you here (without you here)
another day (another day)
another year (another year)
I seek the truth (seek the truth)
We set apart (we set apart)
Second dance
Second chance (a second chance)

And when I see you then I know
it will be next to me
And when I need you then I know
you will be there with me
I'll never leave you

Just need to get closer, closer
Lean on me now
Lean on me now
Closer, closer
Lean on me now
Lean on me now
Lean on me now

And when I see you then I know
it will be next to me
And when I need you then I know
you will be there with me
I'll never leave you

Just need to get closer, closer
Lean on me now
Lean on me now
Closer, closer
Lean on me now
Lean on me now
Lean on me now

Closer, closer
Closer, closer